Halis Bayancuk, Özlem Zengin, Meral Danış Beştaş ve 12.5 yıl!

Medyatik davalar bazıları için network’lerini harekete geçirmede motivasyon kaynağıdır. İyi de becerirler. Hakları da vardır. Mesela Osman Kavala. Uydurma ve abartılı senaryolarla gerçekleşen bir medya linci, uzun tutukluluk, uzunca bir dönem yazılmayan iddianame, delil adı altındaki iddiaların zayıflığı, her tarafı siyasete batmış bir dava. AB İnsan Hakları kuruluşlarının dikkatini çekenler de cabası. Bayancuk ise bırakın savunacak bir network’ü, gerek selefi görüşleri, gerekse Suriye sahasındaki gelişmelerden ötürü İslami kesimlerin bile yanlarına yaklaştırmakta tereddüt ettikleri arasında.  

Halbuki hak, hukuk, adalet söz konusu olduğunda gözlerin bağlanması gerekir. Hiçbir insan ya da kuruluş hakkını savunduğu kişi-çevrelere kefil değildir. Bu uzun bir bahs-i diğer ama bir köşede dursun. Zira daha önce kendisiyle alakalı sosyal medya paylaşımlarımızdan ötürü “bak şunları söylüyor, sen bu adamı mı savunuyorsun?” diye serzenişte bulunan dostlar olmuştu. Dil dökmek zorunda kalmıştık, bazı fikirlerine katılmadığımız, hatta olabildiğince uzak olduğumuz kişilerle alakalı hak hukuk savunusu yapmanın o kişilerin düşüncelerine de kefil olduğumuz anlamına gelmediğini. Mesela Osman Kavala. Ne kadar da birbirine uzak iki şahsiyet değil mi? Evet ama ikisi de ademoğlu, ikisinin de haklarını savunmakla yükümlü olduğumuz üst normlara dayalı ilkelere inanmaktayız.

Sınırlı sayıda STK mensubu birkaç kişinin yaptığı ve tahmin edildiği üzere çok da etki uyandırmayan bazı açıklamalar dışında bugüne dek hakkında savunu yazısı yazabilen gazeteciler şunlar: Hüsnü Öndül/Evrensel, Yıldıray Oğur/Karar, Nuh Albayrak/Star, Muharrem Coşkun/Star(röportaj)

F.Gülen eleştirileriyle birlikte operasyonlar süreci başlıyor

Mısır’da eğitim görmüş, selefi görüş sahibi olmasından ötürü hakkını hukukunu savunacak çevre bulmakta zorlanan Halis Bayancuk(HB)’a ilk operasyon 2008 yılının Nisan ayında yapılmıştı. Gözaltına alındı ve tutuklandı. Hakkındaki suçlama “El Kaide Örgütü Üyeliği” idi. 13 aylık bir tutukluluğun ardından 2009 yılında tahliye edildi.

Arkadaşlarının ifadesine göre “medya, o dönem emniyetin her birimine hakim olan Gülen cemaatine mensup polislerden gelen bilgileri sorgusuz sualsiz servis ederek HB’yi ‘terör örgütünün lideri/üyesi’ olarak lanse ettiği için kamuoyunda da böyle bir yanlış algı oluştu.” ve 2011 yılının Nisan ayında bir kez daha tutuklandı. Bu defa 21 ay tutuklu kaldı ve 2013 yılında tahliye edildi.

Yıl 2014. Bu defa Van merkezli bir operasyonda Fethullahçı Emniyet mensuplarının son kez sahne aldığı bir kumpasla tekrar gözaltına alındı. Bu operasyon esasında İHH ve AK Parti Hükümetine yönelik bir operasyondu. Savcılık bu iki kurumu HB ile bir araya getirmiş ve ‘AKP/İHH/IŞİD/El Kaide beraberliği’ algısı oluşturulmaya çalışmıştı. Bilahare operasyonu düzenleyen polisler hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Bu operasyondaki hukuksuzluklar ile ilgili iddianame hazırlandı; ancak HB ve arkadaşları hakkındaki soruşturma olduğu gibi kaldı. Beraatlerin verildiği bu dosyada, HB tefrik edilerek soruşturması devam ettirildi.

2014 yılının Ekim ayında ‘delil yetersizliğinden’ tahliye edilen ve o zamana kadar yapılan operasyonların hepsinde El Kaide suçlaması ile tutuklanan HB, bu kez 2015 yılındaki Suruç patlamalarının hemen akabinde IŞİD iddiasıyla tekrar gözaltına alındı. Sekiz ay tutuklu kaldığı süre içerisinde kendisine patlamalarla ilgili tek bir soru dahi sorulmamıştı. 

2017 yılının Mayıs ayında Sakarya merkezli bir operasyonla, bir yemek davetine iştirak etmesi “örgütsel toplantı” şeklinde lanse edilerek gözaltına alındı. Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki savunmasında yer alan bir bölüm operasyonun ne ölçüde temelsiz olduğunu göstermesi açısından önemlidir:

Savcının bütün dayanağı veya örgüt faaliyeti düzenleme adı altında yargılanıyor oluşumun sebebi, sadece Sakarya’da yemiş olduğumuz bir yemektir. Bir daha Türkiye’de bir yere yolculuk yaparken Sakarya’nın içinden dahi geçmeyeceğime eminim. 2016 yılının Kasım ayında Sakarya’da verilen bu yemeğin bir örgüt toplantısı olduğu ispat edilmiş midir ki bunun üzerine hüküm bina edilmiş ve oraya gelen herkesin örgüt üyesi olduğu iddia edilmiştir? Polis kapıya kadar saniye saniye fotoğraf çekmiştir. Fakat polis IŞİD gibi yakıcı ve yıkıcı bir örgütün yemek toplantısını dinlememiştir (!) Resimleriyle, belgeleriyle getirip mahkemenin önüne sunmamıştır. Veya yargılama boyunca bu yargılamaya temel olan bu yemekte ne konuşulduğu insanlara sorulmamıştır. Niçin?”

Bir örgüt toplantısına (!) katıldığı iddiasıyla “müebbet hapis cezası” talebi ile yargılanan HB, bir yıllık bir yargılama neticesinde apar topar “IŞİD’in Türkiye Yöneticisi” olma suçlamasıyla 12.5 yıl ceza aldı. Ancak İstinaf Mahkemesi verilen cezayı bozdu.

Akabinde Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi, tutukluluk incelemesinde talepleri “delillerin henüz toplanmadığı gerekçesiyle” reddetti. Bu karar, Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen hükmün, ‘deliller henüz toplanmadan’ verildiği anlamına da gelmekteydi. Ayrıca İstinaf kararı sonrası dosyaların birleştirilmesi ile ilgili süreç başladı.

Sakarya Mahkemesi dosyayı, HB hakkında hazırlanmış ilk dosyanın sahibi Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Ancak Mahkeme birleştirmeyi kabul etmediği için konu Uyuşmazlık Mahkemesi, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’ne gitti. Daire, dosyaların birleştirilmesi için hukuki tüm sebepler yerine gelmiş olmasına rağmen birleştirme kararı verilmedi. Böylece dosya tekrar Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne döndü. Yaklaşık 3 yıl süren tutukluluğun ardından mahkeme, (bu süreçten sonraki) ilk duruşmada HB’yi tahliye etti.

HB, Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “terör örgütü kurma ve yönetme” iddiasıyla yargılandığı dosyadan tahliye edilmişken, savcının yaptığı itiraz sonucunda dosya ile ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmayan 3. Ağır Ceza Mahkemesi, HB hakkında bu kez “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yakalama emri çıkarttı ve HB’yi daha cezaevinden çıkmadan tekrar tutuklattı.

Dosyasındaki Emniyet ve İstihbarat Teşkilatı raporları Bayancuk’un lehine

Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin isteği üzerine mahkeme, istihbarattan “HB ve kurumunun IŞİD ile bir bağlantısının olup olmadığını” araştırmasını istemiş, gelen raporda “Halis Bayancuk’un (2014 yılı) tahliye sonrası IŞİD’e karşı temkinli/nispeten mesafeli açıklamalarının IŞİD yanlısı bazı radikal unsurları rahatsız ettiği…” bilgisi yer almıştır.

Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Emniyet Genel Müdürlüğüne hazırlattığı raporda ‘Emir’i olmakla suçlandığı örgüt tarafından “…hakkında ölüm emri verildiği…” yazmaktadır.

IŞİD kendisini tehdit ettiği için valilik koruma vermeyi teklif ediyor

IŞİD’in ölüm tehdidi nedeniyle HB’ye bizzat devletin koruma atama talebi 2014 yılında IŞİD karşıtı açıklamaları ile bu örgütün mensuplarınca sözlü/yazılı saldırılara maruz kalıp fiziki saldırı tehditleri alması sonucu gerçekleşmiştir. İstihbarat kurumlarına gelen bu bilgiler ışığında HB’ye koruma atanması kararlaştırılmış fakat kendisi bunu kabul etmemiştir.

“Fethullah Gülen’i eleştirdikten sonra 3 operasyon yedim”

2007’de Fethullah Gülen’i eleştirdikten sonra uğradığı 3 kumpasın hikayesini şöyle anlatıyor:

“İlk operasyon 2008’de yapıldı, 13 ay cezaevinde kaldık sonra çıktık. Dosyada tek bir delil yoktu. Tape’ler üzerinden suçladılar. Mesela bana, “İnsanlar telefonda sana niye hoca diyor, bu örgüt lideri olduğunu göstermez mi?” diyor. En ufak bir şey bulamamalarına rağmen, “600 kg. patlayıcı yakalandı, silah bulundu” falan dediler. O zaman da emin olun yine eşimin ders notları ve kitap almışlardı.

Polis sorgusunda, biri bana şunu söylemişti; “Biz senin El Kaideci olmadığını biliyoruz, hatta El Kaidecilerin seni sevmediğini de biliyoruz.” Ben de “Allah’tan korkmuyor musunuz?” demiştim. O da “Yapacak bir şey yok” demişti. 2011’in Nisan ayında ikinci operasyon oldu. El Kaide lideri ve silahlı terör örgütü kurmak suçundan yargılandım. Birinci operasyonda polisler, bana “10-15 yıl hapistesin. En az 5 yıl hapistesin senden kurtuluyoruz” demişlerdi. Hatta “İstersen sana kolaylık sağlayalım, Afganistan’a git” demişlerdi. Wikileaks belgelerinde yer alıyor: ABD’lilere bir brifingde, polis diyor ki; “Bunlar El Kaideci değil, ama biz yaptığımız operasyonları bu isim adı altında yapıyoruz.”

Gülen’in şahsından çok zihniyetine itirazımız vardı. 2007’de ‘Dinler arası diyalog’la ilgili bir ders yapmıştım. Dinler arası diyaloğun insanın itikadını bozacağını, bunun bir Vatikan Projesi olduğunu söylemiştim. İkincisi; İslam dünyası kan ve işgal altında iken onun “İsrailli çocuklara ağladım” sözlerini eleştirmiştim. Üçüncüsü; din istismarcılığı yaptığını, İslam ümmetinin yanında neden görmediğimizi sormuştum. Çok geçmedi ilk operasyon yapıldı. Bunlar tabi kendileri gibi düşünmeyenleri potansiyel suçlu görüyorlar.

Mesela Tahşiyecilerin lideri denilen Mehmed Doğan Hoca, o da Nurcu, ama onlar gibi düşünmediği için kumpasa uğradı.

Benden önce yazar Mustafa Kaplan’ı El Kaide lideri yapmışlardı. Tam bir komedi, Türkiye’de kaç El Kaide lideri var ve niye birbirlerini tanımazlar. Bildiğim 67 kişi lider suçlamasıyla hapse girdi. En son ihale bana kaldı. Yaklaşık 4 yıl hapiste kaldım. Somut bir delil ortaya konulmadı. Yargılandığım iddialara ilişkin tek bir delil ortaya konulsun bu cezaları hak ettim diyeceğim. Allah’ın kaderine razıyım ama zulme razı değilim.”

İmam Hatip Lisesini Diyarbakır’da tahsil eden, Mısır’da 4 yıldan fazla kalan, 2008 ve 2011’deki operasyonlarda “El Kaide lideri” iddiasıyla, 2014’teki operasyonda ise “IŞİD ve El Kaide lideri” suçlamalarıyla yargılanan HB hakkında tek bir delil yok ama avukatının “kovuşturmanın genişletilmesi” talebine rağmen mahkeme hükmünü verdi.

Türkiye’deki siyasi davaların “kimliksel çerçevesi”nden ötürü en öksüz kalanlarından birinde Sakarya’da yenen bir yemeğin faturası ağır oldu: Örgüt kurmak ve yönetmekten 12.5 yıl!

Fethullahçı emniyet-yargının kullanışlı operasyonlar için hedef bellediği HB ve arkadaşları, 15 Temmuz’un FETÖ ile mücadele eden yargısının hışmından da kurtulamadı. Devlet hafızası bir kez daha hukuka üstün geldi. Belli ki, sadece F.Gülen ekibi değil, bugünkü siyasete dönük ağır eleştirileri yüzünden mevcut siyasi yapıyı da rahatsız etmiş oldu. Şimdi HB ve yakınları, adaletin tecellisi için uygun siyasi ortamın oluşmasını(!) beklemeye devam edecekler.

Peki yazının başlığında neden o iki isim mi var?

Çok önemli değil.

Hak, hukuk, adalet konusunda iktidarıyla muhalefetiyle hal-i pür melalimiz hatırlansın için!

Halis Bayancuk’un yanına o iki ismi yazarsanız, dosyasının kapağını kaldırmamışken yalan yanlış bilgilerle hakkında yaptıkları o tartışma Google’da karşınıza çıkar!

Biri 28 Şubat mağduru. Diğeri, arkadaşının uğradığı haksızlığa karşı çıkarken, karşı çıktığı gücün kendisine uyguladığı mantığı bir başkasına yansıtmakta beis görmeyen, milletin vekili iki hanımefendi…

 

Kaynak: Ankara Ekspresi

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_imgspot_img

Sıcak Gelişmeler

Benzer Haberler