1. YAZARLAR

  2. Emre Acar

  3. Suyunu Yolculardan Esirgiyen İnsan
Emre Acar

Emre Acar

Tevhid Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Suyunu Yolculardan Esirgiyen İnsan

A+A-

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla…

Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve onun güzide ashabına selam olsun.

Ebu Hureyre'nin (ra) rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Üç kişi vardır ki, Kıyamet Günü'nde Allah onlarla konuşmayacak, onların yüzüne bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlara acı bir azap vardır: Bir çölde ihtiyacından fazla suyu bulunmasına rağmen onu yolculardan esirgeyen kimse; ikindiden sonra bir kişiye malını satarken 'Bunu şu şu fiyata aldım.' diyerek Allah adına yemin eden, öyle olmadığı hâlde müşterinin kendisine inandığı kimse; devlet başkanına sadece dünyevi çıkarları için biat eden, devlet başkanı ona mal verdiği zaman biatine bağlılık gösteren, vermediğinde ise biat sözüne bağlılık göstermeyen kimse."[1]

Aziz Kardeşim,

Hepimizin hayali ve arzusudur Rabbimizi görmek, onunla konuşmak. Bize her türlü nimeti ikram eden; hastalandığımızda şifa veren; meleklerini bize hizmetkâr kılan; göğü üstümüze tavan, yeri altımıza döşek yapan; eş ile huzur, çocuk ile gözümüzü aydın kılan; dünyayı bu kadar muhteşem yaratan ve merhameti ile bizi kuşatan Allah'ı (cc) görmekten, onunla konuşmaktan daha güzel ne olabilir ki insan için? Bundan daha büyük bir mutluluk ve sevinç yoktur.

Ve o gün insan, günahlarından temizlenme çabasında olacaktır. Kendini pak hâle getirmek için başkalarını suçlayacaktır. O kadar ki evladını, kendisi yerine ateşe atılması için fidye olarak sunacaktır.

Ateşin korkusuyla karşılaşan insan, günahlarıyla kirlenmiş sayfalarının Allah (cc) tarafından temizlenmesini istemez mi? Elbette ister. Hesaptan, azaptan kurtulmak ister insan. Çaresizliğinin karşısında Rabbinin yardım etmesini, temizlemesini canı gönülden ister insan.

Ameller, akıbetin/neticenin belirleyicisidir. Herkes ahirette Rabbini görmek, onunla konuşmak ister. Herkes Rabbi tarafından temizlenmeyi umar. Ancak bu mükâfata yalnızca, salih amelde bulunanlar ve yasaklardan kaçınanlar nail olacaktır.

O gün ahirette insanlar iki kısımdır. Bazıları Rablerinin nurunu görüp, onunla aydın olacak ve Rableriyle konuşacaktır. Bazı insanlar da vardır ki o gün Rablerinin nurundan mahrum bir şekilde karanlıklar içinde kalacaklardır:

"O gün (bazı) yüzler parıl parıldır. Rabbine bakmaktadır. (Bazı) yüzler de asıktır. Belini kıracak (azabın) kendisine yapılacağını bilir."[2]

İnsana verilebilecek en büyük ceza; ibadet ettiği ve kendisini yaratan Rabbini görememesi, onunla konuşamaması ve Rabbinin, kendisini temize çıkarmamasıdır.

Kıymetli Kardeşim,

Yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şerifte, Rablerini göremeyecek insanların vasıfları zikredilmiştir. Sırayla bu vasıfları incelemeye çalışalım:

1. İhtiyaç Fazlası Suyunu Yolculardan Esirgeyen İnsan

Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Üç kişi vardır ki, Kıyamet Günü'nde Allah onlarla konuşmayacak, onların yüzüne bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlara acı bir azap vardır: Bir çölde ihtiyacından fazla suyu bulunmasına rağmen onu yolculardan esirgeyen kimse…"[3]

Hayatın meşakkatlerinden biri de yolculuktur. Yolcular; kaçırılmak, kaza yapmak ve hatta ölmek gibi birçok tehlikeyle iç içedir. Bu nedenle kendisine yardımda bulunacağımız sınıflar arasında yer alırlar:

"Sadakalar (zekât malları), Allah tarafından belirlenmiş bir farz olarak yalnızca fakirlere, miskinlere, zekât memurlarına, kalbi İslam'a ısındırılanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara verilir. Allah (her şeyi bilen) Âlim, (Hüküm ve hikmet sahibi olan) Hâkim'dir"[4]

Müslim, paylaşandır. Paylaştıkça malın bereketinin arttığına inanır. Bir kişinin sıkıntısını, ihtiyacını giderdiğinde Allah'ın da (cc) onun sıkıntısını gidereceğini bilir. En önemlisi, "Elimdeki bütün mal ve mülklerin asıl sahibi ben değilim, benim ve tüm mülkümün sahibi Allah'tır. O, bana cömert davranıp lütfetmişken ben neden başkasına, ihtiyaç sahibine vermekte cimri davranayım?" diye düşünür.

"Göklerin ve yerin mirası Allah'a ait olmasına rağmen, ne oluyor size ki infak etmiyorsunuz?"[5]

Hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav), çöldeki yolcuya su infakı yapmaktan bahsediyor. Çölün nasıl bir havası olduğu hepimizin malumudur. Bu tür yerlerde su, hayati önem taşır.

Çöl yolculuğunda suya muhtaç olana, suyumuzu vermemek en başta merhametsizliktir. Kalbin, taştan da öte katı olduğunu gösterir. Susuzluktan ölmek üzere olan bir kişinin karşısında, hangi iman ve vicdanla su tüketilebilir ki?

Biz, "Komşusu açken, tok yatan bizden değildir."[6] anlayışa sahip olan İslam dininin fertleriyiz. "Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz."[7] diyerek paylaşmayı imanla eşdeğer gören, infaka önem gösteren ve insana değer veren İslam'ın fertleriyiz. Bilmeliyiz ki mülk her ne kadar sahibinin olsa da bu nimetten, yolcu da hak sahibidir.

Hadis-i şerifte, fazla olan suyun infakı örnek verilse de bu misali genel tutmak gerekir. Yiyeceğin, elbisenin, malın ve paranın fazla olması durumunda da paylaşmak, her Müslim'in üzerine düşen bir görevdir. Peygamberimiz (sav), bizlerden insanların hâllerini yakından gözlemlememizi, ihtiyaçları olduğunu gördüğümüzde paylaşmamızı istiyor. Yani paylaşmak için birinin gelip istemesini beklemek doğru değildir, iman ve kardeşlik anlayışına aykırıdır. Sadakada güzel olan, istenmeden verilmesidir. Meseleyi daha iyi anlamamıza yardımcı olacak şu kıssa üzerinde biraz tefekkür etmeye çalışalım:

"Ali bir gün evinde otururken kapı çaldı. Ali kalkıp kapıya baktı. Komşularından biri gelmişti. Komşusu ona selam verdi. O da onun selamına cevap verdi. Sonra Ali, komşusuna, 'Ne istiyorsun?' diye sordu. Komşusu utanarak, 'Şu kadar paraya ihtiyacım var. Bana borç para verir misin?' dedi. Ali eve girdi. Komşusunun istediği parayı alıp geldi. Komşusuna verdi. Komşusu sevinerek dönüp gitti. Ali de eve girdi, oturup derin bir düşünceye daldı, sonra da ağlamaya başladı. Fatıma Annemiz, kocasının ağladığını görünce ona şöyle dedi: 'Ey Ali! Neden üzülüp ağlıyorsun? Komşumuzun istediği parayı ona verdin. Sevinmen gerekir.' Ali ona şöyle cevap verdi: 'Ey Fatıma! Sen komşuluğu bu kadar kolay mı sanıyorsun? Bizim görevimiz, komşumuzun hâlini sormaktı. Böyle bir ihtiyacı olduğunu öğrenince o gelip istemeden önce, parayı götürüp ona vermekti. Neden görevimizi yapamadık diye üzülüyorum…' "

Değerli Kardeşim,

Yazımızın sonuna geldik. Hadiste zikredilen diğer vasıfları, sonraki yazılarımızda yazma umuduyla…

Rabbim bizleri fakirin hâlinden anlayan ve merhametle muamele eden kullarından eylesin.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdetmektir.

 


[1]        .     Buhari, Müsakat 5, Ahkâm 48; Müslim, İman 171-173

[2]        .     75/Kıyâmet, 22-25

[3]        .     Buhari, Müsakat 5, Ahkâm 48; Müslim, İman 171-173

[4]        .     9/Tevbe, 60

[5]        .     57/Hadîd, 10

[6]        .     Buhari

[7]        .     Buhari, İman

Bu yazı toplam 6728 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.