1. YAZARLAR

  2. Enes Doğan

  3. Sünnet'in İslam'daki Yeri
Enes Doğan

Enes Doğan

Yazarın Tüm Yazıları >

Sünnet'in İslam'daki Yeri

A+A-

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Allah’a hamd, Resûl’üne salât ve selam olsun.

Geçen ay başladığımız yazı silsilemizin bu bölümünde Kur’ân ile Sünnet arasındaki bağı ve Sünnetin İslam’daki konumunu ele almaya gayret edecek, Sünnetin vahiy olduğunu ispat etmeye çalışacağız. Böylece hem Sünnetin değerini hem de görevlerini öğrenmiş olacağız.

Sünnet Vahiydir

Vahiy nedir?

Vahiy; lugatta işaret, yazı, mektup, mesaj, ilham, gizli konuşma, kişinin başkasına ilka ettiği şeyler, süratle işaret gibi manalara gelir. Vahiy lugat tanımıyla şu anlamlarda kullanılabilir:

Hem iyi/doğru hem de kötü/batıl bildiriler

Hem Allah (cc) katından hem de başka kimselerce yapılan bildiriler

Hem peygamberlere hem diğer insanlara hem de canlı ya da cansız fark etmeksizin diğer varlıklara yapılan bildiriler

Vahiy; İslam ıstılahında “Allah’ın, ulaştırmak istediği şer’i hükümleri veya Kitab’ı bir vasıta aracılığıyla ya da vasıta olmaksızın peygamberlerine bildirmesidir.” Şer’i ıstılahta vahyin lugat anlamı üç zaviye üzerine tahsis edilmiştir: 

Şeriatta vahyin tamamı iyidir, doğrudur.

“Şer’i sorumluluğu gerektiren” vahiy, sadece Allah (cc) katından gelenlerdir.

Bu vasfı taşıyan vahiy, ancak Allah’ın risalet görevi için seçtiği peygamberlere gelir.

Vahyin Kısımları

Birçok yönden vahyi kısımlara ayırabiliriz. Ancak biz sadece konumuzla bağlantılı cihetiyle vahyi değerlendireceğiz. Vahiy “metluvv/tilavet edilen” ve “gayri metluvv/tilavet edilmeyen” olarak iki kısımdır. Tilavet edilen vahiy, Kur’ân-ı Kerim’dir. Tilavet edilmeyen vahiy ise Allah Resûlü’nün (sav) Sünnetidir. Metluvv vahiy ile gayri metluvv vahiy aynı mertebede değildir. Bu yönüyle Kur’ân-ı Kerim, Sünnete mukaddemdir. Ayrıca iki vahiy arasında bazı farklar vardır. Bununla beraber şu iki noktada müştereklerdir:

a. Metluvv vahiy/Kur’ân ile -gerekli sıhhat şartlarını taşıyan- gayri metluvv vahiy/Sünnet, hak olma açısından aynıdır; ikisinde de batıl olma durumu yoktur.

b. Metluvv vahiy/Kur’ân ittibayı gerektirdiği gibi -gerekli sıhhat şartlarını taşıyan- gayri metluvv vahiy/Sünnet de ittibayı gerektirir.

Bu ayırımın en eski dayanağı olarak Aişe’nin (r.anha), İfk Hadisesi’nde inen ayetler hakkında söyledikleri zikredilebilir:

“…Hakkımda ortaya atılan iftira olayında benim durumum, Allah’ın benim hakkımda tilavet edilen bir vahiy indirerek beni temize çıkarmasından çok daha basit bir olaydı. Ben Allah Resûlü’nün, Allah’ın beni temize çıkardığına dair bir rüya göreceğini umardım…”

Aişe Annemizin tilavet edilen söylemiyle kastettiği Kur’ân ayetleridir. Bu da metluvv vahiy kısmına işarettir. Aişe Annemizin rüya yoluyla Allah Resûlü’ne (sav) bildirilmesi söylemi ise metluvv olmayan vahiy kısmına işaret eder.

Sünnetin Vahiy Olmasının Delilleri

Kur’ân’dan Bazı Deliller

“Elbette, yüzünü semaya çevirip durduğunu bilmekteyiz. (Çokça yaptığın duaların neticesi olarak) seni hoşnut olacağın kıbleye yönelteceğiz. Yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Ve siz de her nerede olursanız yüzünüzü Mescid-i Haram’a çevirin. Şüphesiz ki kendilerine Kitap verilenler, (kıble emrinin) Rablerinden gelen hak bir emir olduğunu bilmektelerdir. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.”

Mekke’de Allah Resûlü’ne (sav) farz kılınan ilk hükümlerden biri namaz kılmaktı. Öncelikle bir sene boyunca gece namazı ve günde iki vakit namaz emredilmişti. İsra ve Miraç Hadiseleriyle birlikte artık beş vakit namaz farz kılınmıştı. Medine’ye hicretin akabinde yaklaşık bir buçuk yıl Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kıldılar. Allah Resûlü kıblenin Mescid-i Haram’a çevrilmesini çok istiyordu. Allah (cc), Resûl’ünün duasına icabet etti ve artık Mescid-i Haram’a dönülmesini emretti.

Allah Resûlü (sav) Mescid-i Haram’a dönmeyi çok arzulamış, Allah’a (cc) dua etmiş ve kıblenin değişmesini istemiştir. Bu durum, Mescid-i Aksa’ya yönelmenin, Mescid-i Haram’a yönelmek gibi Allah’ın bir emri olduğunu gösterir. Şayet Mescid-i Aksa’ya yönelmek Allah Resûlü’nün kendi içtihadı ve tercihi olsaydı Medine’ye hicretin akabinde rahatlıkla bu görüşünden vazgeçebilir, Allah’ın bu konuda bir emir indirmesini beklemezdi.

Peki, Kur’ân’da Mescid-i Aksa’ya yönelme emriyle ilgili bir ayet var mıdır? Hayır. Bu durum ise Allah Resûlü’ne Kur’ân-ı Kerim dışında vahiy geldiğini gösterir. Dolayısıyla onun (sav) Sünneti, Kur’ân-ı Kerim gibi vahiydir.

“(Hatırlayın!) Hani Allah (biri güçlü, diğeri zayıf) iki topluluktan birini size vadetmişti. Siz, (yorulmadan) elde edebileceğiniz güçsüz topluluğu istiyordunuz. Oysa Allah, kelimeleriyle hakkı üstün kılmak ve kâfirlerin (kökünü kurutup) arkalarını kesmek istiyordu. Suçlu günahkârlar hoşlanmasa da, (Allah) hakkı (her daim) üstün kılmak ve batılı da boşa çıkarmak (istiyordu) (Hatırlayın!) Hani siz Rabbinizden yardım istemiştiniz. O da: ‘Şüphesiz ki peş peşe inen bin melekle sizi destekleyeceğim.’ diye duanıza icabet etmişti.”

Bu ayetler Bedir Savaşı bittikten sonra inen ayetlerdir. Bu ayetlerde Bedir Savaşı gerçekleşmeden önce Allah’ın (cc) vadettiklerine değinilir. Kur’ân-ı Kerim’in hiçbir yerinde Bedir Savaşı’ndan önce indirilmiş olup bu vaadlerden bahseden bir ayet yoktur. Bu durum da Allah Resûlü’ne (sav) Kur’ân-ı Kerim dışında vahiy geldiğini gösterir.

“Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de iyilikte bulunduğun (Zeyd ibni Harise’ye) diyordun ki: ‘Eşini yanında tut ve Allah’tan kork.’ Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun. (Oysa) korkulmaya en layık olan Allah’tı. Zeyd (onu boşayıp) işini bitirince, seni onunla evlendirdik. Ta ki evlatlıkların (boşayıp) işlerinin bittiği kadınlarla evlenme konusunda, müminlere sıkıntı olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.”

Zeyd ibni Harise (ra), Allah Resûlü’nün (sav) evlatlığıdır. Onun boşamak istediği kişi ise Allah Resûlü’nün halasının kızı Zeyneb binti Cahş’tır (r.anha). Müşrikler arasında evlatlığın boşadığı kadınla evlenmek kötü bir hasletti. Allah (cc) herhangi bir şer’i dayanağı olmayan bu geleneği kaldırmak için Allah Resûlü’ne Zeyneb Annemizle evleneceğini bildirmişti. Ayetteki “Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun.” kısmından kasıt budur. Zeyd ibni Harise, Zeyneb Annemizi boşayınca Allah Resûlü onunla evlenmiştir.

Allah Resûlü’ne (sav) bu durumun daha evvel haber verilmiş olması, Allah Resûlü’nün Kur’ân dışında vahiy aldığını gösterir.

“Hurma ağaçlarından her neyi kesmiş ya da kökleri üzere ayakta bırakmışsanız, (hepsi) Allah’ın izniyledir. Ve fasıkları alçaltıp rezil etmek içindir.”

Ben-i Nadir Yahudileri, Müslimlere düşmanlık eden Mekkeli müşriklere Medine’nin zayıf noktalarını göstererek ve onları savaşa teşvik ederek ihanet etmişti. Ayrıca Allah Resûlü’ne (sav) suikast düzenlemeye kalkmışlardı. Böylece Allah Resûlü’yle aralarındaki antlaşmayı bozmuşlardı. Medine’den sürülmeyi kabul etmeyip kalelerine kapandılar. Neticede muhasara altına alındılar. Muhasara uzayınca Allah Resûlü onları kalelerinden çıkarmak, korkutmak ve teslim olmalarını sağlamak için hurmalıklarının kesilmesini veya yakılmasını emretti. Hurmalıkların bir kısmı kesildi, bir kısmı bırakıldı. Sahabiler bu fiillerinde bir günah veya sevap olup olmadığını sordular. Yahudiler ise Allah Resûlü’nü bozgunculuk yapmakla suçladılar. Bunun üzerine Allah (cc), hurmalıkların kesilmesi emrinin kendi izniyle gerçekleştiğini bildirdi.

Bu ayet, ağaçlar kesildikten sonra indirilmiştir. Allah Resûlü (sav) tarafından verilen “ağaçların kesilmesi” emrinin Allah’ın (cc) izniyle olduğunun belirtilmesi, bunun Kur’ân’ın dışında bir vahiyle bildirildiğini gösterir.

“Hani Nebi, eşlerinden bazısına bir sır vermiş, o da bu (sırrı diğer eşlere) haber vermişti. Allah (bu durumu Nebi’ye) açık edince (Peygamber, sırrını ifşa eden hanımına) bir kısmını söylemiş, bir kısmını da (söylemeyip) yüz çevirmişti. (Hanımına durumu) haber verince: ‘Sana bunu kim haber verdi?’ dedi. (Resûl) dedi ki: ‘(Her şeyi bilen) El-Alîm ve (her şeyden haberdar) El-Habîr (olan Allah) bana haber verdi.’ ”

Allah Resûlü (sav), Hafsa Annemize bir sır vermiş ve bunu hiç kimseye söylememesini istemişti. Hafsa Annemiz ise bunu Aişe Annemize haber vermişti. Allah (cc), bu durumu Resûl’üne bildirmiş ve Peygamberimiz, Hafsa Annemizle bu konuyu konuşmuştur. Hafsa Annemiz bunu nereden duyduğunu sorunca Allah Resûlü, Allah’ın kendisine haber verdiğini söylemiştir. Allah tarafından vahyedilen bu bilginin Kur’ân-ı Kerim’de bulunmaması gayri metluvv vahyin varlığına delalet eder.

“…Yalnızca bana vahyedilene uyuyorum….”

Yani Allah Resûlü’nün fiilleri, kendisine vahyedilen emirlerdir. O, kendisine vahyedilenin dışına çıkmamıştır. Bu da Allah Resûlü’nden (sav) aktarılan sahih Sünnetin vahiy olduğunu gösterir.

“O, hevadan konuşmaz. (Onun konuştukları,) kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir.”

Rabbimiz nasip ederse bir sonraki yazımızda Sünnetin vahiy olduğuna dair delilleri zikretmeye devam edeceğiz.

 

Bir sonraki sayımızda görüşmek duasıyla…

Bu yazı toplam 6102 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar