Dijital Sansüre Karşı Ortak Duruş: Hakikatin Sesine Engel Olunamaz 

Space Odasının Kayıt Bağlantısı

Sosyal medya mecralarında hakkı ve adaleti savunan, ahlaki yozlaşmaya karşı toplumu uyaran hesaplara ve kurumlara yönelik artan kısıtlama, kapatma ve erişim engellerine karşı 20 Ekim 2026 tarihinde X platformunda kapsamlı bir Space programı düzenlendi. Hukuk, düşünce ve sivil toplum camiasından tanınmış isimlerin iştirak ettiği programla eş zamanlı olarak yürütülen gündem çalışmasında #DijitalSansüreHayır etiketi Türkiye gündeminde üst sıralarda yer aldı. 

Açılışta yapılan bilgilendirmede; son dönemde İslami tebliğ ve davet çalışmalarını yürüten kişi ve kurumların dijital varlıklarına keyfi idari kararlarla müdahale edildiği, bu durumun bir ifade hürriyeti gaspı olduğu ve bu hukuksuzluklara karşı ilkesel bir dayanışma sergilenmesi amacıyla bir araya gelindiği belirtildi. 

İlk sözü alan Süleyman Uğurlu Hoca, Müslümanlar arasındaki dayanışmanın içtihati farklılıkların ötesinde farz bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak konuşmasına başladı. Türkiye’de İslami camianın önemli bir kısmının egemen güçlerle kurduğu ilişkiler sebebiyle baskılara karşı ortak tavır almakta yetersiz kaldığını dile getiren Uğurlu; Cumhuriyet’in ilk yıllarından 28 Şubat sürecine kadar uzanan baskı ortamının Müslümanlarda ciddi bir travma ürettiğini ve bu travmanın “ilmi siyaset” adı altında iktidara göre şekil alan bir refleks doğurduğunu ifade etti. Şartlara teslim olan veya statükodan beslenen anlayışların aşılması gerektiğini belirten Süleyman Hoca, Müslümanların fabrika ayarlarına, yani doğrudan şer’i hükümlerin ölçüsüne dönerek zulüm ve sansür karşısında tek vücut olması gerektiğini kaydetti. 

HÜDAPAR Genel Başkan Yardımcısı Avukat Mahmut Şahin, dijital sansürün sadece sosyal medya alanıyla sınırlı olmadığını, son dönemde ev baskınları, masumiyet karinesinin çiğnenmesi ve aile mahremiyetinin yok sayılması gibi ağır hak ihlalleriyle birlikte yürütüldüğünü belirtti. Sorunları dile getiren insanların susturulmasının problemleri çözmeyeceğini, bilakis halının altına süpürülen krizleri daha da derinleştireceğini hatırlatan Şahin; mahkemelerin ve savcılıkların iktidar için bir “konfor alanı” üretme aracına dönüştürülmesini eleştirdi. Hak ve hürriyetlerin güvenlik gerekçeleriyle yok edilemeyeceğinin altını çizen Şahin, toplumu uyaran davetçileri susturmanın, “kucağında zehirli akrep var” uyarısını yapan insanı suçlamaya benzediğini ve yöneticilerin bu ikazlara kulak vermesi gerektiğini söyledi. 

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, Müslümanların gelecekteki menfaat veya risk hesaplarından bağımsız olarak her şartta adaleti ve hakkı ayakta tutmak zorunda olduklarını ifade etti. İktidarların doğaları gereği eleştiriyi sevmediklerini ve bir süre sonra her türlü itirazı fitne veya bozgunculuk olarak nitelediklerini hatırlatan Kaya; sosyal medyanın, Batı’da Gazze soykırımının duyurulmasında olduğu gibi, ana akım medyanın sansürünü kıran önemli bir zemin olduğunu belirtti. Hesap kapatmaların ve idari engellemelerin keyfi şekilde uygulandığını ve itiraz yollarının tıkandığını vurgulayan Kaya; şiddet ve doğrudan kışkırtma içermeyen paylaşımların yasaklanmasının kabul edilemez olduğunu dile getirdi. Haksızlıklara karşı çıkarken nesnel olunması gerektiğini ve toptancı yaklaşımlardan kaçınılarak doğru bir fotoğraf çekilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. 

Ahmet Turgut Ulucak Hoca, teknolojinin kendi kültür ve tahakküm mekanizmalarıyla birlikte geldiğini ifade ederek, internet ve sosyal medyanın tevhidi uyanış ve davet çalışmalarına büyük imkânlar sunduğunu ancak kontrolün küresel güçlerin elinde olduğunu hatırlattı. Kendi sosyal medya hesabının da uzun süredir mahkeme kararıyla kapalı olduğunu aktaran Ulucak; hesaplar engellense veya mecralar tamamen kapatılsa dahi Müslümanın tebliğ ve davet sorumluluğunun asla sona ermeyeceğini belirtti. Müminler arasındaki bağların yalnızca sanal mecralarla sınırlı kalmaması gerektiğini savunan Ulucak; yüz yüze görüşmelerin, meclislerin, sohbet ve mescit birlikteliklerinin asıl omurga olduğunu, sanal dünyadaki dezenformasyona ve rekabetçi dile karşı da basiretle hareket edilmesi gerektiğini dile getirdi. 

MAZLUMDER Genel Başkanı Avukat Kaya Kartal, yasakların ve sansürün hukuki ve sosyolojik boyutlarını ele aldı. Yasakların belirli durumlarda merak uyandırıp ters tepebildiğini ancak sansür rutine bindiğinde ve sıradanlaştığında toplum üzerinde ciddi bir mahrumiyet oluşturduğunu belirtti. Türkiye’de 1,5 milyondan fazla internet sitesine ve çok sayıda sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini hatırlatan Kartal, tek bir paylaşım bahane edilerek tüm hesabın toptan kapatılmasının adeta bir gazetenin bir yazı yüzünden tamamen mühürlenmesi kadar orantısız ve ağır bir hukuksuzluk olduğunu söyledi. Bu tür yasakların yalnızca hesap sahiplerini değil, toplumun doğru bilgiye ve fikre ulaşma hakkını da elinden aldığını vurgulayan Kartal, keyfi uygulamalara karşı her platformda mücadele edilmesi gerektiğine işaret etti. 

Halis Bayancuk Hoca, sistemin bir yandan gençlerin karıştığı şiddet olaylarından ve suç oranlarının artışından yakınırken, diğer yandan gençleri ıslah etmeye çalışan İslami yapıları hedef almasındaki çelişkiye dikkat çekti. Kur’an-ı Kerim’in ölçüsüne göre tutarlılığın hakka, çelişkinin ise batıla ait bir vasıf olduğunu belirten Bayancuk; rejimlerin yalnızca topluma yönelik kısmî ıslah çalışmalarına tolerans gösterdiğini, ancak fesadın kaynağı olan siyasi ve sistemsel bozulmalara işaret eden bütüncül davet çalışmalarını engellediğini ifade etti. Fon vurgununda milyonları zimmetine geçirenlere gösterilen müsamaha ile ufak hırsızlık yapan çaresiz insanlara reva görülen ağır cezalar arasındaki adaletsizliği örnek gösteren Halis Hoca, iktidarların dini sadece güçsüzleri terbiye eden bir aparata dönüştürmek istediğini söyledi. Dijital sansürün daha geniş bir operasyon dalgasının parçası olduğunu da hatırlatan Bayancuk; NATO Zirvesi sürecinde haksız yere gözaltına alınıp tutuklanan ve haklarındaki iddialarla ilgisi bulunmayan Müslümanların ve ailelerinin unutulmaması, ziyaret ve mektuplarla dayanışmanın sürdürülmesi çağrısında bulundu. 

Ramazan Işık Hoca, meselenin şahsi hesapların kapatılması değil, hak ile batıl arasında süregelen fikri ve ahlaki mücadelenin engellenmesi olduğunu belirtti. İnsanların vicdani ve ahlaki bir bilinçle hareket edenler ile yalnızca kanun korkusuyla suç işlemeyenler olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Işık; davetçilerin amacının kameraların ve devletin görmediği yerlerde dahi Allah korkusuyla kötülükten uzak duran bir nesil ve toplum inşa etmek olduğunu kaydetti. Islah edicilerin susturulmasının toplumun kucağındaki zehirli akrebe karşı halkı uyaranların sesini kısmak anlamına geldiğini belirten Ramazan Hoca, davetçilerin önü kesildiğinde meydanın ifsatçılara ve canilere kalacağını, bunun da toplum gemisinin batmasına yol açacağını söyledi. 

Programın son konuşmacısı Avukat Mehmet Akif Can Hoca ise fıkhi ve siyasi boyutları irdeledi. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “mütref” kavramına dikkat çeken Can, gücü ve serveti elinde tutan kesimlerin tarih boyunca hakkın yayılmasına engel olup fıskı ve masiyeti yaygınlaştırdığını dile getirdi. Günümüz yönetimlerinin toplumun güvenliğinden ziyade kendi bekalarını korumak saikiyle sansüre başvurduğunu söyleyen Mehmet Akif Hoca; toplumda faizin, kumarın ve fuhşiyatın normalleştiği bir vasatta uygulanan dijital sansürün sadece buzdağının görünen yüzü olduğunu ifade etti. Sistemin tevhidi ve cihadı dışlayan, suya sabuna dokunmayan “ılımlı” bir din anlayışını dayattığını ve Müslümanların hayat tarzına her alanda sınır çizildiğini belirten Can, bu zihniyet karşısında şuurlu ve ilkeli bir duruş sergilenmedikçe toplumsal çöküşün önlenemeyeceğini vurguladı. 

Farklı camialardan isimlerin bir araya gelerek baskı ve engellemelere karşı ortak irade beyanında bulunduğu program, esaret altındaki mazlumların özgürlüğüne kavuşması ve Müslümanların saflarını sıklaştırması temennileriyle sona erdi. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_imgspot_img

Sıcak Gelişmeler

Benzer Haberler