1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Koronavirüs sonrası cezaevlerinde büyüyen tehlike ve hak ihlalleri
Koronavirüs sonrası cezaevlerinde büyüyen tehlike ve hak ihlalleri

Koronavirüs sonrası cezaevlerinde büyüyen tehlike ve hak ihlalleri

Bir aydan fazla süredir hayatımızın en önemli gündem maddelerinden biri haline gelen koronavirüs salgını sebebiyle toplumsal ve bireysel yaşantımızda hem devlet eliyle hem de kişisel tedbirlerle çok sayıda kısıtlamaya gidildi ve önlemler alındı.

A+A-

Bizler özgür bireyler olarak sağlığımız açısından hayati öneme sahip önlemler alabiliyorken, cezaevlerinde bulunan mazlum ve mustazaflar bu imkanlara sahip değiller. Cezaevleri, yapısı gereği ortalama standartların çok çok altında bir hijyen standardına sahip. Bu yüzdendir ki koronavirüs salgını ilk ortaya çıktığından bu yana gündemin en önemli maddelerinden birini “salgının ceza ve infaz kurumlarına sıçraması” oluşturuyordu. Mart ayının 2. haftasında başlayan görüş yasakları, avukat görüşlerine getirilen kısıtlamalar gibi uygulamalar artarak devam etti. Son olarak geçtiğimiz hafta içinde 3 mahkûmun koronavirüs sebebiyle yaşamını yitirdiği resmi olarak Bakanlık tarafından açıklandı. Ayrıca tedavileri süren mahkûm ve tutukluların olduğu belirtildi.

Kamuoyunda oluşan kanaate göre cezaevlerinde alınan önlemlere rağmen hala durum endişe verici boyutta. Rafa kaldırılmış olan infaz düzenlemesinin alelacele, toplumsal bir mutabakat aranmaksızın iktidarın ortağı olan partinin siyasi programı doğrultusunda yasalaştırılması bunun en bariz kanıtlarından. Önemli sayıda adli mahkûmun tahliye ve şartlı tahliyesi sonrası doluluk oranı azalacak cezaevlerinde koronavirüs salgını ile daha etkili mücadele edilmesi de hedeflenen en önemli gayelerden biri olarak gösteriliyor.

İşin ironik yanı ise siyasi suçlularının salgınla mücadeleyi cezaevlerinin zor şartlarında sürdürmesi, bireye karşı işledikleri suçlardan dolayı mahkûm olmuş adli suçluların ise bu süreci evlerinde geçirmesidir.

Malumdur ki salgın öncesinde cezaevlerinde 15 Temmuz’dan bu yana süregelen hak ihlalleri ve keyfi uygulamalar günden güne büyümekteydi. Bu hukuksuzlukların faturası adli suçlulardan ziyade yine siyasi mahkûm ve tutuklulara çıkartılmaktaydı. Siyasi iradenin tarihte eşine az rastlanır bu tutumu hukuk ve insan hakları çevreleri tarafından şaşkınlıkla izlenmektedir.

Son süreçte korona virüsü nedeni ile alınan tedbirler maalesef beraberinde yine hak ihlallerini de getirmiştir. Olması gereken çözüm üretmektir. Yoksa sadece yasaklayıp tedbir aldığını söylemek değildir.

Tüm görüşlerin iptal edilmesi ile birlikte 10 dk.’dan 20 dk.’ya çıkartılan telefon hakkının uygulanmasında mahkûm/tutuklu ve ailelerini mağdur edecek sıkıntılar yaşanmaktadır. İptal edilen açık ve kapalı görüşlerin yerine tanınan ikinci 10 dakika telefon hakkının diğer telefon hakkı ile peş peşe yaptırılması ve bu esnada ikinci bir numaranın aranmasına izin verilmemesi, sağlanmak istenen faydayı ortadan kaldırmaktadır. Kesintisiz aynı kişi ile 20 dakika telefon hakkının 2 ayrı günde kullandırılması ya da aynı gün olsa dahi 20 dakika içinde 2 farklı numarayı arayabilme hakkının mahkûm ve tutuklulara tanınması oldukça basit bir işlemdir. Böylesi kritik ve zor bir süreçte hem mahkûm/tutukluların ailelerinden hem de ailelerin mahkûm/tutuklu yakınlarından haber almasının engellenmesi önemli bir hak ihlali oluşturmaktadır.

İkinci olarak, zaten uzun bir süredir koğuş ve odalarda bulundurulmasına izin verilen elbise sayısına ciddi bir kısıtlama getirilmişti. Koronavirüs süreci sonrası kısıtlı olan elbise hakkı tamamen ortadan kaldırılmış, hiçbir şekilde kurum içine dışardan elbise alınmamaktadır.

Mahkûm ve tutukluların, havaların ısınmasıyla kışlık kıyafetlerini kullanmaya devam etmek zorunda bırakılması ciddi sağlık problemlerine yol açmakla birlikte insanlık onuruna aykırı bir uygulama olarak karşımızda durmaktadır.

Toplama kampı uygulamasını andıran bu durumun farklı alternatiflerle sonlandırılması gayet basittir. Bu noktada cezaevine gelen tüm evrak ve yazışmaların salgın tedbirleri kapsamında 24 saat bekletilmesi uygulamasının elbiseler içinde yapılması basit ve makul bir çözümdür.

Bir diğer sorun koğuş ve odalara tıraş makinesi vermeyen cezaevlerinde berber uygulamasının sonlandırılmasıdır. Sıcak su ve banyo imkanının sınırlı ya da aksamalı bir şekilde olduğu cezaevlerinde böyle bir uygulama salgınla mücadelede önemli handikaplara neden olacaktır. Kimi kurumlarda kantin aracılığı ile satılan tıraş makinesinin tüm cezaevlerine yaygınlaştırılması bu sorunu kısmen çözecektir.

Son olarak cezaevlerinde verilen sağlık hizmetinin en asgari düzeyde de olsa makul bir seviyeye çekilmesi gerekir. Her revire çıkana şikayeti ne olursa olsun aynı ilacın verildiği bir sistem ile korona ile mücadele etmek imkansızdır.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
İlgili Haberler