1. YAZARLAR

  2. Özcan Yıldırım

  3. İnsan Azgınlaşır
Özcan Yıldırım

Özcan Yıldırım

Tevhid Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

İnsan Azgınlaşır

A+A-

Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum)

6. Asla! Hiç şüphesiz, insan azgınlaşır.

7. Kendini müstağni (kimseye ihtiyacı olmayan, kendisine yeten) olarak gördüğünde.[1]

Allah'a hamd, Resûl'üne salât ve selam olsun.

Alak Suresi ile ilgili mülahazalarımızı paylaşmaya devam ediyoruz.

Allah (cc) surenin bu bölümünde insanın menfi yönüne dikkat çekiyor:

"Kellâ!" diyor Rabbimiz. Bu surede üç defa daha kullanıyor bu ifadeyi.

 كَلاَّ/Kellâ ifadesi, Kur'ân'da otuz üç defa geçer. Şu bağlamlarda kullanıldığını görürüz:

Müşriklerin, Allah'tan başka ibadet ettikleri varlıklardan umduklarını bulamayacaklarını ifade eden ayetlerde,[2]

Umumen kıyamet sahnelerinde ve özellikle kıyamet günü insanın düşeceği pişmanlığın tasvirinin/betimlemesinin yapıldığı ayetlerde,[3]

Dünya ile aldanmayı zemmeden ayetlerin bağlamında,[4]

Allah'ın dinine davet edilen, Allah'ın yardımından tereddüt edildiği anları anlatan ayetlerde,[5]

Sosyal bir gerçeklik olan yetimlere karşı gösterilen muamelelerin anlatıldığı ayetlerde,[6]

Son olarak; insanın haddini aştığı ve kendisini müstağni gördüğü davranışlarının ifade edilip, tehdit edildiği bu surede.

Bunlardan en yoğunu kıyamet sahnelerinde geçer. Ayrıca surenin 1-5. ayetlerinden sonra Müzzemmil ve Müddessir Surelerinin indiğini de belirtelim. Ardından bu pasaj -6 ve sonraki ayetler- iniyor. Yani Kur'ân'ın, inen ilk ayetlerinde gelen bu ifadenin; kıyamet sahnelerinde ve Allah'ın (cc) insanı uyardığı ve telafisi mümkün olmayan olaylar üzerine kullanıldığını söyleyebiliriz.

Kısaca bir hususu daha ekleyebiliriz: Müfessirlerden Mukatil, كَلاَّ/kellâ ifadesinin "حَقًّا/gerçekten böyledir" anlamında kullanıldığını da belirtir. Buradaki siyak da bu mana ile örtüşmektedir. Yani "İnsan gerçekten azar." şeklinde de anlamlandırabiliriz.

Ayetteki "insan" kelimesinden kastın ne olduğu konusunda müfessirlerin farklı yaklaşımları olmuştur. Bir kısmı özel manaya hamlederek Ebu Cehil'in kastedildiğini söylerken bir kısmı ise genel anlamda insan türünün kastedildiğini dile getirmiştir.

•••

İnsan haddini aşmasının, azgınlaşmasının temelini, istiğna ettiği zamana bağlıyor Rabbimiz. İstiğna, kişinin kendisini yeterli görüp, Allah'a (cc) ihtiyacının olmadığını zannetmesidir.

Leyl Suresi'nde şöyle buyuruyor Rabbimiz:

"Kim de cimrilik eder ve (Allah'a) ihtiyacı yokmuş gibi davranırsa, Ve en güzel olanı yalanlarsa, Biz de ona zor olanı (masiyet ve cehennemi) kolaylaştırırız. Ve baş aşağı (cehenneme yuvarlandığında) malının kendisine hiçbir faydası olmaz."[7]

İnsanın ğani/zengin oldukça istiğna ahlakına bezenmeye başlar. Bu ahlak onu bürür, sımsıkı sarar. Edindiği plastik zenginlikle asıl zenginliğin kaynağını unutur. Dünyevi refahın basamağına bir adım tırmandığında başının göğe erdiğini hisseder. Peyderpey aslını unutur.

Kul, Allah (cc) ile bağını zayıflattıkça bu girdaba düçar olur. Dili hamd ile dönerken, kalbi saniyesinde inkâr eder. Sonra ibadetin muhu/beyni/özü, duadan yoksun bir şekilde refah ülkesine adım atar. Nusha kulak vermeyen içinse dönüşü olmayan bir gidiş olur bu durum:

"Rabbiniz buyurdu ki: 'Bana dua edin size icabet edeyim. Hiç kuşkusuz, bana ibadet etmekten büyüklenenler, boyun eğmiş/alçaltılmış olarak cehenneme gireceklerdir.' "[8]

Geçen yazılarımızda da altını çizmiştik: İnsanın, kerameti kendinden menkul sayması bunun son haddidir. Bu son hadde/hadsizlikte yoldaşı ise Karun'dur:

"Dedi ki: "Bu (servet), bende var olan bilgi/tecrübe/maharet sebebiyle bana verilmiştir." Bilmez mi ki Allah, ondan önce kendisinden daha güçlü ve yığdıkları servet çok daha fazla olan kimseleri helak etmiştir. Mücrimlerden günahları sorulmaz."[9]

Tam burada güncel ve faydalı bir bölümü paylaşmak isterim:

"İnsanlık tarihi boyunca istiğnanın çeşitli örnekleri görüldü. Âd, Semud, Firavun kavimleri gibi… Onlar Allah’a (cc) ve resûllerine (as) karşı büyüklendiler ve müstağni bir tavırla İslam çağrısına kulak tıkadılar.

Bu tekil örnekleri bir kenara koyarak diyebilirim ki insanlık, çağımızda gördüğü istiğna çılgınlığını tarihin hiçbir aşamasında görmedi!

Teknolojinin ilerlemesi ve dijital devrimin arttırdığı refah, istiğnayı akıl almaz boyutlara taşıdı. İnsan, Allah’ın (cc) bir lütfu olarak bilimsel ilerleme kaydettikçe şükrünü arttırmadı; bilakis azgınlığı arttırdı. Unuttu ve büyüklendi. Öyle ki Allah’a, resûllere ve dine karşı akıl almaz şeyler söyledi. Kimisi bilimin uluhiyetini ilan etti, kimisi Allah’ın -haşa- öldüğünü söyledi, kimisi de Firavun misali uzayda Allah’ı (cc) aradığını ilan etti…

Geçtiğimiz yüzyılda bilim adamlarının gösterdiği istiğna, bugün bilimin kullanıcılarına sirayet etti. Teknolojinin kolaylaştırdığı hayatlar, şükür vesilesi olmadı; zira onu üreten zihniyet istiğna ahlakına sahipti. Allah’ın (cc) adıyla ve Allah rızası için üretmiyordu. Büyüklenmek ve ilahlığını ilan etmek için üretiyordu. Bilimin istiğna ahlakı, makineler aracılığıyla tüketiciye (topluma) bulaştı. İnsanlar, Rablerine duymaları gereken fakrı/ihtiyacı, dijital aletlere duymaya başladı…

Modern insan, akıllı telefona Allah’tan (cc) daha çok ihtiyaç duyuyor. Mikroptan/bakteriden korktuğu kadar Rabbinden korkmuyor. Sıkıştığında Allah’a el açmıyor; psikoloğa koşuyor. Hastaneyi meşru bir sebep olarak görmüyor; Eş-Şâfî olan Allah’ın yerine koyuyor. Allah’ın Er-Rakîb, Eş-Şehîd, El-Basîr olması onu ilgilendirmiyor; kameraların gözetiminden çekiniyor. Google’ın ne söylediği bir peygamberin ne söylediğinden çok daha önemli oluyor. Helal ve haram hiçbir anlam ifade etmiyor; ölçü, sağlıklı olması veya olmaması…

Modern insan, Allah’a karşı müstağnileştikçe Allah (cc) onu cezalandırıyor. Onu eşyanın kulu hâline getiriyor. Dün yanında taşıdığı taşa, undan yaptığı helvaya, sütle yoğurduğu toprağa tapanlar vardı. Modern insan bu örneklere şaşırıyor, çoğu zaman alaya alıyor. Oysa kendisi daha beter durumda; cebinde taşıdığı telefona, üzerine oturduğu kredi kartına, avretini örten markalara tapıyor; fakat farkında değil…

Dikkat!

Bugün birçoğumuz istiğna ahlakıyla üretilen teknolojiyi kullanıyoruz. Teknolojiyi üretenler; ekini ve nesli ifsat edenlerdir. Onlar ıslah etmez ve salih bir toplum da istemezler. Onların amacı, Allah’a (cc) karşı müstağni ve teknolojiye karşı fakruzaruret içinde olan bir toplum meydana getirmektir.

Bizler bir veba gibi topluma bulaştırılan ve yaygınlaştırılan istiğnadan korunmalıyız. Önce Allah’a (cc) olan ihtiyacımızı çokça hatırlamalı, Fâtır Suresi’nin 15. ayetini birbirimize çokça tavsiye etmeliyiz.

Onlar kibir ve istiğnayı nasıl yayıyorsa biz de dua ahlakını öyle yaymalıyız. Dua, istiğnanın panzehridir. Dua, ubudiyetin özü ve esasıdır. Duayla Allah’a (cc) yönelen kalpte istiğnaya yer yoktur.

Sonra şükür… İstiğnayı tetikleyen mal ve refah, şükürle dizginlenir. Şükür, insana zenginliğin kaynağını hatırlatır. Şükreden malı sahiplenmez; emanetçi gibi davranır.

Allah’a (cc) muhtaç olduğumuz ve O’nun El-Ğanîy olduğu inancı, bunun pratiğe yansıması olan dua ve şükür; istiğna çağında sığınacağımız kalemiz olsun…"[10]

"Buraya bir meseleyi daha iliştirmek isterim: İnsan zengin oldukça mutlu olacağını düşünür. Ya da başka bir ifadeyle; kurguladığı hayallerinin her bir parçasına ulaşınca mutlu olduğunu zanneder. Mutsuzluğa sebep görülen her bir durumun/engelin ortadan kalkmasıyla mutluluğu yakalayacağını düşünür insan. İş yerine yaya gidenin direksiyona kurulacağı gün, işçinin patron olacağı gün, kirada oturanın ev sahibi olacağı gün… mutluluğun elde edileceği düşünülür. Nedense bu mutlulukların hepsi kısa sürer. Geçicidir. Kur'ân'ın ifadesiyle "meta"dır.

Psikolojide ihtiyaçlar hiyerarşisi vardır. Bunu genelde bir piramitle şemalandırarak anlatırlar. Bazı teorisyenlere göre bu ihtiyaçların en altı fiziksel ihtiyaçları ifade eder. Yeme, içme, barınma gibi… Piramidin üst tarafları da takdir edilme, itibarlı olma, toplum tarafından fark edilme gibi konuları içerir. Kişinin kendini aşması, şuurlu insan olma çabası gibi gelişme evreleri de bu kapsama alınabilir. Tabii bu sıralamalar kişiden kişiye, toplumdan topluma farklılık gösterir. Kimileri için hayat en alttaki fiziksel ihtiyaçlardan ibarettir. Dünya bunun için vardır ve tüm yaşamları buna mebnidir. Kimisi ise hayatlarını anlamlı kılmak için en temel ihtiyaçlarından vazgeçerler. Davasına adandığı için, kendi benliklerini davasına, ilkelerine kurban ederler. Hedefleri, idealleri uğruna hapse girmeyi dahi göze alabilirler…

El-Mühim, bizim için hayatı anlamlı kılanın ne olduğunu belirlemektedir. Modern (!) insan "like-dislike" arasında git gel yaşıyor. "Like" alınca kına yakıp, "dislike"ı görünce karalar bağlıyor. Bu, süfli olanlara talip olmaktır. Ulvi ameller üzerine hayat kurmak ise bizi ulviyete taşır.

Vesselam.

 


[1] .96/Alak, 6-7

[2] .19/Meryem, 82…

[3] .75/Kıyâmet, 26; 80/Abese, 11

[4] .75/Kıyâmet, 20

[5] .26/Şuarâ, 15; 26/Şuarâ 62…

[6] .89/Fecr, 17

[7] .92/Leyl, 8-11

[8] .40/Mü'min (Ğafir), 60

[9] .28/Kasas, 78

[10] .El-Esmau'l Husna, Halis BAYANCUK, Tevhid Basım Yayın, 2/940

Bu yazı toplam 2844 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.