1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Adem Özköse, Sınırsız programında Halis Hoca’nın avukatını konuk etti
Adem Özköse, Sınırsız programında Halis Hoca’nın avukatını konuk etti

Adem Özköse, Sınırsız programında Halis Hoca’nın avukatını konuk etti

12 yıldır süren sonu gelmez yargılamaları ile Türkiye tarihine geçen Halis Bayancuk Hoca’nın karşı karşıya kaldığı hukuksuzluklar ve mağduriyetler farklı kesimler tarafından dillendirilmeye devam ediyor.

A+A-

3 yıl süren son tutukluluk hâlinin 9 Nisan’da sona erdirilip tahliye edilmesinden saatler sonra Meclis Genel Kurulunda verilen “Vur!” emri ile yeniden tutuklanan Halis Hoca hakkında Karar Gazetesi’nden Yıldıray Oğur ve Evrensel Gazetesi’nden Hüsnü Öndül yazdıkları yazıları, MAZLUMDER ve ÖZGÜR-DER ise rapor ve beyanatları ile yaşananlara dikkat çekmişti. Ardından yaklaşık 3 hafta önce Gazete Duvar muhabirlerinden Sadık Güleç, Halis Bayancuk Hoca’nın avukatı ile yazılı bir mülakat gerçekleştirmişti. Hakikatin ortaya çıkması adına atılan bu adımlara gazeteci-yazar Adem Özköse tarafından bir yenisi daha eklendi. Adem Özköse, bu hafta YouTube kanalındaki Sınırsız adlı programında Halis Bayancuk Hoca’nın avukatı ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Söyleşide Adem Özköse, Avukat Türkdoğru’ya ilk olarak 9 Nisan günü verilen tahliye kararını, sonrasında Meclis Genel Kurulunda yaşananları ve alınan tutukluma kararını sordu. Türkdoğru, Genel Kurulda HDP Vekili Meral Danış Beştaş’ın ortaya attığı iddiaların tamamının gerçek dışı olduğunu, bununla birlikte muhalefet vekillerinin çok şaşırtıcı bir şekilde, sürmekte olan bir yargılamaya müdahale ettiklerini dile getirdi. Halis Hoca’nın tahliyesine Meclis Genel Kurulunda itirazların yapıldığı ve 2. tutuklama kararının verildiği saatleri paylaşan Avukat Türkdoğru, sürmekte olan bir yargılamaya açıkça müdahale edildiğini belirtti. Özköse ise 3 yıldır yargılamayı sürdüren bir heyetin verdiği tahliye kararını, dosyayı 3 saat dahi incelememiş bir heyetin bozmasının bir diğer hukuksuzluk olarak göze çarptığını dile getirdi.

 

Daha sonra Özköse, yine Meclis Genel Kurulunda bir diğer muhalefet partisi vekili olan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in, Halis Hoca’nın “IŞİD’in Türkiye sorumlusu” olduğu iddialarını soruyor. Avukat Türkdoğru ise böyle bir durumun söz konusu olmadığını, hatta 2 yıl önce verilen bir mahkûmiyet kararının İstinaf Mahkemesince bozulduğunu açıklıyor ve bu sebeple yargılamanın yeniden başladığının altını çiziyor. Ayrıca, henüz devam eden ve 5-10 dakika sonra kararın verileceği bir duruşma hakkında Mecliste dosyaya dair en ufak malumatı olmayan vekillerin yargılama yapıp hüküm vermelerini bir hukukçu olarak hayretle izlediğini sözlerine ekliyor.

9 Nisan’da hukuk ve adalet adına yaşanan trajikomik hadiselerin konuşulmasından sonra Özköse, Halis Hoca’nın yargılamalarında en dikkat çeken noktalardan birini soruyor:

 

Adem Özköse: “Dosyaları incelerken, 6 dosyayı da incelerken böyle farklı meseleler dikkatimi çekti; ama en çok dikkatimi çeken, bana en garip gelen şeylerden bir tanesi: Halis BAYANCUK hem El-Kaide’nin hem de IŞİD’in Türkiye sorumlusu olmaktan suçlanıyor. Ve bizim bildiğimiz kadarıyla El-Kaide ve IŞİD birbiriyle savaşıyor, birbirlerini öldürüyorlar. Şimdi böyle bir fotoğraf varken, böyle bir gerçek varken nasıl oluyor da Halis BAYANCUK hem El-Kaide’nin hem IŞİD’in sorumlusu olabiliyor?”

Avukat Türkdoğru: “Zaten İstihbarat raporlarında bu husus vurgulanıyor. Hani bilmeyen hukukçular da bunu öğrensin diye ve biz dolayısıyla İstihbarat raporlarından bunu görüyoruz; çatışan iki örgüt, hani bu da artık hukuk kurallarının dışında mantık kurallarında, izleyiciler ve sizlere takdirini bırakıyorum.”

Programın devam eden dakikalarında Özköse’nin, yargılamalar esnasında Halis Hoca’ya yöneltilen suçlamaların hangi somut delillere dayandırıldığını, dosyalarda herhangi bir IŞİD eylemi olup olmadığını sorması üzerine Avukat Türkdoğru: “Yani iddiaların temeli aslında yaptığı konuşmalar. Düşünce açıklamalarına dayanan konuşmalar. O kendi düşünce açıklamalarını açıklarken, iddianamede de bunlar suç unsuru olarak yer alıyor, bahsettiğiniz şekilde hiyerarşik yapı, diğer eylemlerle ilişkilendirme hiçbir şekilde iddianamelerde söz konusu değil.” şeklinde cevap veriyor.

Adem Özköse ise kendisinin de 3 hafta boyunca dosyaları incelediğini ve medyada oluşturulan algının dosyalarla hiçbir ilgisi olmadığını gördüğünü ekliyor.

Röportajın ilerleyen bölümlerinde Özköse, somut delil olmaması bir yana dosyalarda çok net bir şekilde niyet okuması yapıldığına dikkat çekiyor. Bunun üzerine Türkdoğru, 2008 yılında başlayan bu niyet okumalarının 2011, 2014, 2015 ve 2017 yıllarındaki soruşturmalarda da devam ettiğini, fakat hiçbir zaman bahse konu varsayımların vuku bulmadığını ve tüm bunlara rağmen Halis Bayancuk Hoca’nın tutukluluk hâlinin ne yazık ki hâlâ devam ettiğini belirtiyor.

2011’de dinler arası diyaloğu eleştirmesi iddianamelere girmiş

Avukat Türkdoğru, Halis Hoca hakkında -2011 yılında günümüzün FETÖ sanıkları olan savcılar tarafından- hazırlanan iddianamede dinler arası diyalog çalışmalarını eleştirmesinin bir suç unsuru gibi gösterildiğini, hâbuki kanunda böyle bir düzenleme olmadığını, bunun açıkça art niyetli ve zorlama bir yorum olduğunu belirterek suçlamaların tamamının bu tür soyut yorumlardan ibaret olduğunu belirtiyor.

Röportajın devamında Halis Hoca’nın evine yapılan bir operasyonda komşusu olduğu için hazirun olarak bulunan bir ana akım medya mensubunun ifadeleri ve çocukları IŞİD’e katılan, çatışma bölgelerine giden ailelerin şikâyetleri üzerine açıklamalar yapan Türkdoğru, Halis Hoca’nın yargılamalarının ana konusunun daima düşünce ve inançları üzerinde döndüğünü vurguluyor.

Yıllardır yapılmayanı yaparak, Halis Hoca’nın yargılamalarını ilk defa görsel medyaya taşıyan Adem Özköse, son olarak “Bu dosya konuşulmalı, yani dosya gerçekten çok ilginç bir dosya. Fakat dosya üzerinde medya yoğun şekilde bir algı oluşturuyor. Dosyanın, yani eldeki nesnel verilerin konuşulması engelleniyor. Bu dosyanın tekrar tartışmaya açılması gerektiğini düşünüyorum.” ifadeleriyle programına son veriyor.

Adem Özköse’nin hazırlayıp sunduğu Sınırsız’da bu akşam yayınlanan, Halis Bayancuk Hoca’nın avukatı ile yapılan röportajın tam metni;

Adem Özköse: Hepiniz hoş geldiniz. Bir Sınırsız’la daha birlikteyiz. Sınırsız’da bu hafta çok ilginç bir davanın dosyasını konuşacağız. “El-Kaide ve IŞİD’in Türkiye Sorumlusu” olduğu iddia edilen Halis BAYANCUK davası konumuz olacak. Misafirimiz de Halis BAYANCUK’un avukatı Serkan TÜRKDOĞRU. Serkan Bey, hoş geldiniz.

Avukat Serkan Türkdoğru: Hoş bulduk.

Adem Özköse: Şimdi ben dosyayı inceledim, şu ana kadar incelediğim örgüt dosyaları arasında en ilginç gelenlerden biri oldu bu dosya. Dosyayı konuşacağız, ama ben dosyadan önce, bir süre önce olan bir gelişmeden konuyu açmak istiyorum. Halis Bey serbest bırakılmıştı, yani davasını takip eden mahkeme tarafından serbest bırakılmıştı. Fakat aynı gün mecliste HDP ve CHP daha sonra da CHP itiraz etti. Yani siyasi erk yargıya müdahale etti ve aynı gün tekrar hakkında, mahkeme dosyasıyla alakası olmayan başka bir mahkemenin itirazıyla tutuklandı. Bu nasıl oldu? Bir bunu anlayalım.

Avukat Serkan Türkdoğru: Şimdi müvekkilim Halis BAYANCUK, on iki yıldır altı ayrı dosyadan yargılanmakta. Bu dosyaların en son zinciri, Sakarya Ağır Ceza Mahkemesine üç yıllık tutukluluk süresiyle devam eden dosya. 9 Nisan günü yapılan duruşmada müvekkilimin; atılı suçun mahiyetinin değişebilir olması, tutuklulukta geçerli süre, Avrupa Konseyinin Korona sonrası yayımladığı ilkeler göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi. Bu hem hukuki hem de insani bir karardı. Bu kararın üzerine savcılık tarafından itiraz edildi. İtiraz incelemeye yetkili olan 3. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkardı. Halis BAYANCUK cezaevindeyken, yani daha tutuklamaya yönelik yakalanma kararı infaz edilmemişken, mecliste bu konu hakkında konuşmalar oldu. Gündeme HDP Milletvekili Meral DANIŞ BEŞTAŞ konuyu getirdi. Çok kısa bir cümle okumak istiyorum Meclis tutanaklarına yansıyan:

“Çok önemli bir gelişme oldu. IŞİD’in Türkiye’deki sorumlusu Ebu Hanzala kod adlı Halis BAYANCUK tahliye edildi. Evet, daha önce Hizbullah davasından ömür boyu hapis cezası almıştı ve Kobani Savaşı döneminde 9 Ekim 2014’te serbest bırakıldı. 2017’de terör örgütü kurma/yönetme suçundan tutuklandı ve bugün tahliye oldu. Niye tahliye oldu?”

Bu soru ve beyanatlar üzerine Mecliste bir anda infaza ilişkin görüşmeler de ara ara…

Adem Özköse: Böyle bir şey var mı, mesela Hizbullah’tan ömür boyu hapis falan aldı mı?

Avukat Serkan Türkdoğru: Hayır.

Adem Özköse: Böyle bir davası oldu mu?

Avukat Serkan Türkdoğru: Olmadı, müebbet/ömür boyu ceza da almadı. Şimdi bu konuşmalar olduktan sonra Meclis 20.27’de kapandı. Ben müvekkilimin cezaevinden çıkmasını beklerken çıkmayacağını anlayınca tekrar cezaevine girip görüştüğümde, 20.30 civarında kendisinin SEGBİS odasına alındığını ve duruşma yapılmadan tutuklandığının söylendiğini belirtti. Müvekkilim de soruyor: "Ben anlamak için soruyorum, yani siz bana bunu söylemek için mi çağırdınız?” "Evet, bizim takdir hakkımız yok, tutuklandın.” “E peki üç yıldır yargılamayı yapan mahkeme beni serbest bırakıyor, siz o dakikada dosyayı inceliyorsunuz ve…”

Adem Özköse: Başka bir mahkeme tutuklama yapıyor.

Avukat Serkan Türkdoğru: Tabii nöbetçi mahkeme, yani 3. Ağır Ceza tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarmıştı, onların 17.30’dan sonra mesaisi bitti, nöbetçi mahkemenin huzuruna çıkarılıp... Pek bizim uygulamamızda olacak şeyler değil, ertesi günü beklersiniz normalde yakalama kararının infazı için; ama Meclis gündemine gelince, ben avukatıyım duruşmada bulunmam gerekiyor, savunma yapmam gerekiyor, dosyayı anlatmam gerekiyor. Bana ulaşma gereği bile duyulmadan, cezaevinde devletin kontrolü altındaki müvekkilim hemen SEGBİS odasına alınıp, “...tutuklandın.” deyip yerine gönderilecek şekilde hareket ediliyor.

Adem Özköse: Şu ayrıntı çok önemli bence, diyorsunuz ya üç yıldır davayı/dosyayı inceleyen mahkeme serbest bırakıyor, bir suç unsuru bulamıyor; ama diğer mahkeme, yani on dakikada inceleyip hemen tutuklanması gerektiğine karar veriyor.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet. Bu gelişme olduktan sonra Meclis tekrar açılıyor 20.42’de, açılması ile birlikte Özlem ZENGİN açıklama yapıyor: “Mekanizma içerisinde Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi bahsi geçen kişinin tahliyesine karar vermiştir. Savcı itiraz etmiştir, Sakarya 3. Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı haklı bulmuştur ve bahsi geçen kişinin tutukluluğu devam etmektedir. Görüyorsunuz, 2. Ağır Cezanın verdiği bir karara itiraz olmuştur ve 3. Ağır Ceza Mahkemesi de bu itirazı haklı bulmuştur. Yani bu itirazı infaz ile alakalı bir şey gibi izah etmeyi, anlatmayı hukuk bilmemezlik olarak görüyorum.” diye bir açıklama yapıyor.

Bunun üzerine Meral DANIŞ BEŞTAŞ, “Elimde mahkeme kararı var, 12 yıl 6 ay hapis cezası almış.” diye bir beyanatta bulunuyor. “IŞİD’in Türkiye Halifesini serbest bırakan mahkeme yeteneği IŞİD katilini/barbar katilini...” diye Özgür ÖZER böyle Mecliste, velhasıl bu şekilde…

Adem Özköse: Hakkında böyle bir verilmiş bir karar var mı, yani “IŞİD’in Türkiye Sorumlusu” olduğu için aldığı bir ceza var mı?

Avukat Serkan Türkdoğru: Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi bir hüküm verdi, fakat bu, usulden bozuldu. Yani altı dosya var, altı dosyanın birlikte değerlendirilerek ona göre karar vermesi gerekir diye İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi bozma kararı verdi. Biz de bu süreçte bu dosyaların birleşip ona göre yargılamanın yapılmasını…

Adem Özköse: Ama onaylanmış böyle bir şey yok?

Avukat Serkan Türkdoğru: Yok, hayır. Verilmiş/Kesinleşmiş bir karar yok. Şimdi Özgür ÖZER devam ediyor: “...Karar verenlere daha sonra itiraz üzerine bir mahkeme bu büyük çılgınlığa, bu büyük hukuksuzluğa, bu büyük yanlışlığa dur demiş; ama onu salmaya çalışanlara bir soruşturma açacak mı?”

Şimdi Meclis çatısı altında bunlar söylendiğinde neler olabileceğini hukukçular olarak biz görüyoruz.

Adem Özköse: Bir de şöyle bir şey var Serkan Bey, Muhalefet hep iktidarı yargıya müdahale etmekle suçlar, burada çok açık bir şekilde Muhalefet, yani CHP ve HDP yargıya müdahale ediyor.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet, şimdi yargıya öyle bir müdahale ediliyor ki Anayasanın 138. maddesinin 3. fıkrasında, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Bu görülmekte olan bir davayla ilgili Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, henüz biraz sonra görülecek olan duruşma ile ilgili Mecliste bir beyanda bulunulmuş, soru sorulmuş ve bakın, dikkat edin Özgür ÖZER’in sözlerine:

“Bu büyük çılgınlığa, bu büyük hukuksuzluğa, bu büyük yanlışlığa dur demiş; ama onu salmaya çalışanlara bir soruşturma açılacak mı?”

Adem Özköse: Tehdit de var.

Avukat Serkan Türkdoğru: Bunu tehdit olarak görürsünüz artık. Dosya hakkında bilgisi olmadığı için belki bilgi edinme gereği duymadığı için bunları söylüyor. Ama biraz sonra belki konuşacağız, dosyalar hakkında siz de soru sordukça kamuoyu da daha iyi bilgilenecek. Burada hukuksuzluk olarak adlandırdığımız şeyi, biraz önce bahsettiğim gibi belki Cumhuriyet tarihinde ilk defa yaşıyoruz. Yani beş dakika sonra görülecek ya da görülmekte olan duruşma ile ilgili mecliste hüküm veriliyor.

Adem Özköse: Evet.

Avukat Serkan Türkdoğru: İşin kötü tarafı, şimdi 20.42’de ikinci oturum açıldı, 20.45 civarı bunlar konuşuluyor. UYAP’tan bir belge üzerine tıkladığınızda sekmeler açılır, imzalar çıkar, imzalara tıkladığınızda o kararın hâkimler tarafından elektronik imza ile ne zaman imzaladığına dair veriler çıkar. Şimdi 20.50 ya da 20.58-20.59, yani konuşmadan 10 dakika sonra bu karar imzalanıyor. Henüz sisteme geçmemiş bira karar, biz Meclisten öğreniyoruz. Ben avukatı olarak duruşmaya katılamadığım gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının c bendindeki, seçilmiş müdafi ile savunma hakkı ihlal edildiği gibi bir de Anayasamızın 138. maddesinin başlığında mahkemelerin bağımsızlığı düzenlenmiştir. Bu mahkemelerin bağımsızlığının bir de sanığa dönük bir yüzü vardır. Sanığın yargılandığı mahkemede, mahkemenin bağımsızlığının sanık tarafından da görülmesinin teminatıdır. Yani bu teminat da hiçe sayılmış ve hukuki gerekçeler Meclis çatısı altında maalesef…

Adem Özköse: Serkan Bey,

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet,

Adem Özköse: Şimdi şunu, yani dosyaları incelerken, 6 dosyayı da incelerken böyle farklı meseleler dikkatimi çekti; ama mesela en çok dikkatimi çeken, bana en garip gelen şeylerden bir tanesi: Halis BAYANCUK hem El-Kaide’nin hem de IŞİD’in Türkiye Sorumlusu olmaktan suçlanıyor.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet.
Adem Özköse: Ve bizim bildiğimiz kadarıyla El-Kaide ve IŞİD birbiriyle savaşıyor, birbirlerini öldürüyorlar. Şimdi böyle bir fotoğraf varken, böyle bir gerçek varken nasıl oluyor da Halis BAYANCUK hem El-Kaide’nin hem IŞİD’in Sorumlusu olabiliyor?

Avukat Serkan Türkdoğru: Şimdi zaten İstihbarat raporlarında bu husus vurgulanıyor. Hani bilmeyen hukukçular da bunu öğrensin diye ve biz dolayısıyla İstihbarat raporlarından bunu görüyoruz; çatışan iki örgüt, hani bu da artık hukuk kurallarının dışında mantık kurallarında, izleyiciler ve sizlere takdirini bırakıyorum.

Adem Özköse: Şimdi ben mesela bazı örgütlerin davalarını inceliyorum. Şimdi incelediğim örgüt davalarında, bir lider oluyor, bir hiyerarşi oluyor, eylemler oluyor; ama bu Halis BAYANCUK davasında dosyaları incelerken yani bir eylem göremedim. Bir hiyerarşi de yok. Mesela El-Kaide ve IŞİD İstanbul’da birçok vatandaşımızı katlettiler, eylemler yaptılar. Bu eylemleri yapanlarla bir bağlantı da yok bu dosyada. Yani şunu anlamak istiyorum: Mahkeme nasıl oluyor da “El-Kaide ve IŞİD’in Sorumlusu” olduğu yönünde suçlama yapabiliyor, bunu neye dayandırıyor?

Avukat Serkan Türkdoğru: Yani iddiaların temeli aslında yaptığı konuşmalar. Düşünce açıklamalarına dayanan konuşmalar. O kendi düşünce açıklamalarını açıklarken, iddianamede de bunlar suç unsuru olarak yer alıyor, bahsettiğiniz şekilde hiyerarşik yapı, diğer eylemlerle ilişkilendirme hiçbir şekilde iddianamelerde söz konusu değil. Zaten siz de incelediğiniz için gördünüz.

Adem Özköse: Peki, IŞİD de mesela bu İstihbarat raporlarına da yansımış; ölüm ile tehdit ediyor Halis BAYANCUK’u.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet.

Adem Özköse: Halis BAYANCUK’un konuşmalarında da var. Hatta şöyle bir şeye rastladım: “IŞİD’e sempati duyanlar, IŞİD’i sevenler, bizim sohbetlerimize bile gelmesin.” diyor. Yani tekrar soru sormuş gibi olacağım, ama şunu anlamak istiyorum gerçekten Avukat Bey; ben hani bu kadar dosyayı incelerken ben mi göremedim, ben mi rastlayamadım, neye göre bu suçlamayı yapıyorlar? Yani bir hukuki delil olması lazım, bir şey olması lazım. Neye dayandırıyorlar mahkemelerde mesela? Siz katılıyorsunuz mahkemelere, ne diyorlar mahkemede?

Avukat Serkan Türkdoğru: Hani şimdi müvekkilim savunmalarını yaparken, El-Kaide ile ilgili şunu söylüyor: “Ben Türkiye’de şer’i anlamda El-Kaide’ye reddiyeyi yazan ilk kişiyim.” diyor. Yine El-Kaide’nin dışında DAEŞ’le ilgili, 2014 yılında hilafet ilan etme, yani 28 Haziran 2014 yılında hilafet ilan etme girişiminden önce o sırada Van’da Van soruşturması kapsamında tutukluydu, cezaevindeydi. Oradan yazıp posta ile dergiye, Tevhid Dergisine gönderdiği bir mektup var, onun içeriğinden çok zamanlaması önemli. Şimdi o içeriğinin dışındaki zamanlamada, 2014’ün hilafet ilan edilip edilmeme sürecinde Türkiye’de bir belirsizlik, “...komşumuz mu olacak, ne olacak?” şeklinde sıkıntılar olduğu dönemde “Ben El-Kaide’ye gidilmemesi, El-Kaide’nin yanlış yolda olduğuna dair yazılar yazdım.” diyor ve ona ilişkin dergi yazısı da var. Şimdi aleyhine değil, lehine deliller var. Hani bunları söyleyen biri artık kalkıp da, hatta bu Van soruşturması döneminde Muharrem COŞKUN’un Star gazetesinde(ki röportajında) DAEŞ ile ilgili, El-Kaide ile ilgili olumsuz baya açıklamalar yapmış. Bir örgüt liderinin kalkıp da kendi örgütünü kötüleyecek şekilde açıklamalar yapması zaten çok beklenir bir durum olmadığı gibi, bahsettiğiniz hususlar dosyada yok, olsaydı da konuşsaydık yani.

Adem Özköse: Mesela bu 15 Temmuz’dan sonra diyor ki: “Burada devletin yanında durmanın...” yani bu 15 Temmuz darbesine karşı çıkıyor, bundan dolayı IŞİD’ciler tarafından, DAEŞ’çiler tarafından çok sert şekilde eleştiriliyor. Yani ölüm tehditleri alması, hatta kâfir olarak görülüyor, o da mesela ilginç bir ayrıntı.

Avukat Serkan Türkdoğru: Tabii, şimdi biraz önce bahsettiğim hususun temeli, yani El-Kaide ve DAEŞ ile ilgili temeli; ilerleyen süreçte IŞİD yargılarının Halis BAYANCUK’a yönelik olumsuz görüşleri olduğunu, hatta kendi aralarındaki yazışmalarda kâfir olarak ilan edip öldürülmesi için beyanatları olduğunu İstihbarat raporlarından öğreniyoruz biz de. Hani bunlar varken örgüt yöneticiliği olarak suçlanması biraz tuhaf oluyor tabii.

Adem Özköse: Şimdi bir de işin medya boyutu da var. Şimdi medyadaki haberlere baktım, dosyayı incelerken bir taraftan da -yani üç haftaya yakın dosyaları inceledim- bir taraftan da medyadaki haberlere baktım. Şimdi medyada, “...şu kadar bomba bulundu, işte şu kadar silah bulundu.” türünden haberler yapılmış. Ama dosyaların hiçbirinde bomba falan yok, yani böyle silah, mühimmat şeyleri falan yok. Sizce niçin bu şekilde, dosyada bile olmayan -yani devlet bile böyle bir şey bulduk falan demiyor- dosyada bile olmayan bir şeyi medya niçin bu şekilde servis ediyor?

Avukat Serkan Türkdoğru: Şimdi 2014/6-7 Ekim olaylarında Tevhid Dergisinin İstanbul’daki, Van’daki, Diyarbakır’daki bütün binalarına saldırı oldu; hatta genel merkezinin olduğu yerde bir bomba bulundu ve imha edildi. Halis BAYANCUK ile ilgili -İstanbul Valiliğinden- saldırı olabileceği, koruma verilmesiyle ilgili gelip kendisinin isteyip istemediği soruldu, istemediği beyanı üzerine evrak imzaladı, gönderildi. Böyle bir süreçte, sürekli saldırının olduğu süreçte bile silah yok, bir eylem yok; ama sürekli bunlar söyleniyor.

Adem Özköse: Ellerinde bir delil olmamasına rağmen, yoğun şekilde bir sanki algı oluşturuyorlar. Yani bu “El-Kaide’nin, IŞİD’in Türkiye Sorumlusu” şeklinde, “...silahlar çıktı, bombalar çıktı!” diye özel bir algı çalışması var, bu çok net bir şekilde görülüyor; çünkü dosyalarda yok.

Avukat Serkan Türkdoğru: Hatta bu operasyonlardan birinde, komşusu Star gazetesi yazarlarından Muharrem COŞKUN da “arama tanığı” olarak olaya şahit olup, daha sonra bu tür haberlerin çıktığında “Ya ne bombası, silahı adamın evinden çıkan; kitap ve Arapça yazılı kâğıtlar. Yani eşinin tuttuğu notlar ya da işte sınav kâğıtları vb. şeyler.” diye tepki gösterdi. Şimdi en yakında olan kişi bile bunu söylüyor, belki sesi yeterince çıkamıyor.

Adem Özköse: Peki, Avukat Bey şimdi dosyada şu dikkatimi çekti: Birtakım ailelerin şikâyetleri var, mesela bir anne diyor ki: “Benim oğlum Halis BAYANCUK’un sohbetlerine gitmeye başladıktan sonra değişti, okulu bıraktı.” İşte başka bir kadın diyor ki: “Benim eşim namaz kılmıyordu, namaza başladı; ama çocuğumuzu okuldan aldı ve değişti.” Şimdi ben bilmiyorum, bu soru bir hukukçuya mı sorulur yoksa sosyoloji çalışan birisine mi sorulur; ama bu, netice itibarıyla dosyada var bir suçlama olarak. Sizce niçin böyle bir değişim yaşıyorlar? Yani bu ailelerin söylediklerine göre, bir değişim yaşanıyor. Bunun sebebini neye bağlıyorsunuz? Mesela Halis Bey ile konuştunuz mu bunun için?

Avukat Serkan Türkdoğru: Şimdi internette birtakım videoları var, onları izleyen kişilerde, Halis BAYANCUK’tan kaynaklı ya da başka şeylerden kaynaklı birtakım değişimler olmuş olabilir. Aileleri de bilgisayarlarını, telefonlarını ya da işte neleri izliyor diye takip ettiğinde gördükleri figür Halis BAYANCUK olduğu için ve hakkında araştırma yaptıklarında da başka bir haber çıkmadığı için -yani 2008’den beri medyanın oluşturduğu bu algılar yüzünden- ailelerin de ilk aklına gelen -hani çocukları da istemediği bir şeye yöneldiyse- işte Suriye’ye gitmek vs. gibi, bunu Halis BAYANCUK’a bağlıyorlar. Ama bu giden kişiler, yani bir kere ya mescidlere gelmiş ya gelmemiştir, internetten takip eden kişiler. Yakın çevresinden, yani öğrencileri olarak 10 yıldır, 12 yıldır etrafında bulunan ve ülke dışına çıkıp Suriye’ye vs. giden yok. Yani bunu bu şekilde anlamak daha doğru diye düşünüyorum.

Adem Özköse: Yani böyle bir sistemli bir şekilde Halis Bey’in sohbetlerine gelenlerin, böyle sistemli bir şekilde bir yerlere savaşmaya gitmesi gibi bir durum yok, diyorsunuz.

Avukat Serkan Türkdoğru: Yani şimdi örnek vermek gerekirse mesela siyasi partiler var CHP, HDP... onlara giden, daha sonra başka yerlere giden kişilerin sorumluluğunu bu partilere yükleyebileceksek, Halis BAYANCUK’a da o çerçevede yükleyebiliriz.

Adem Özköse: Peki, Serkan Bey şimdi şöyle bir durum da var, mesela suçlanıyor hem El-Kaide’nin hem de DAEŞ’in Sorumlusu olmaktan; ama delil olmadığı için bu sefer başka bir tarafa çekilmiş, dosyalarda bu dikkatimi çekti, diyor ki -evet, yani çok böyle elde bir delil yok, İstihbarat raporları da “El-Kaide ve IŞİD’in Türkiye Sorumlusu olduğuna dair teyit edilmesi gerekiyor, bu bilgi doğru olmayabilir.” şeklinde İstihbarat raporları var, ama- diyorlar: “...İleride El-Kaide gibi olabilir.” veya işte “...İleride IŞİD gibi silahlanabilir, bunlar gibi bir silahlı mücadele başlatabilir.” şeklinde bir niyet okuma var. Böyle bir niyet okuma üzerinden hukukta bir insan cezalandırılabilir mi?

Avukat Serkan Türkdoğru: Şimdi niyet okuma ilk dosyadan itibaren var. İlerde silahlı mücadeleye girişebilecekleri(nin iddia edildiği) yıl 2008; sonra 2011 dosyası açılıyor, orada da söyleniyor. 2014, 2015, 2017 dosyaları açılıyor, orada da söyleniyor ve günümüzde bir daha dosya açılırsa orada da söylenecek; ama bu süreç içerisinde o beklenenle ilgili hiçbir gelişme olmadı. Yani silahlı mücadeleye girişebilmeleri için yapmaları gereken ve somut bir delil olarak istihbari bir faaliyet olarak ortaya konulmuş hiçbir şey yok.
Adem Özköse: Dosyada yine dikkatimi çekti Serkan Bey, şimdi Halis BAYANCUK hani videoları falan seyredildiğinde de birtakım fikirleri var kendisine ait, katılırsınız/katılmazsınız, doğru görürsünüz/yanlış görürsünüz ama mesela işte okullara gönderilmesine karşı çıkıyor, devletin okullarına. Oy kullanılmasını doğru görmüyor, bunun gibi birtakım fikirleri var. Bir insan hani bu tür fikirlere sahip olduğu için, “El-Kaide ve IŞİD’in Sorumlusu” olmakla suçlanabilir mi? Veya şöyle sorayım; bir insan mesela okullara gönderilmesine karşı çıkıyorsa, oy kullanılmaya karşı çıkıyorsa bunun suçu nedir hukukta?

Avukat Serkan Türkdoğru:  İdari yaptırımlar vardır, o uygulanır kişilere. Mesela bizler de yeri geliyor oy kullanmıyoruz, bunun idari para cezası varsa öderiz. Hani “...kullanmayın.” demek de suçsa, ayrı bir şey teşkil edecekse onunla ilgili de ayrı bir yargılama yapılır; ama bunlar eşittir bir “silahlı terör örgütü” olacağı anlamına gelmez. Şimdi bunlar dolgu malzemesi yapılıyor Adem Bey. Özellikle ikinci hazırlanan 2011 iddianamesinden biraz bahsedersem mantığını da belki daha iyi izah etmeye çalışırım. Dokuz tane fikir açıklaması var. Biraz önce bahsettiğiniz gibi beğenelim/beğenmeyelim şimdi demokrasi, oy kullanma, çocukları okula göndermeyin vs. gibi, bunların dokuzuncusunda diyor ki -aslında tam okumak da isterim- müsaade ederseniz onu da kısaca okuyayım:

“İnternette ‘Tevhid Davasına Zarar Veren Münafıklar’ başlıklı videoda İslam’a en büyük zararları kâfirleri, Yahudi ve Hristiyanları dost edinenlerin, münafıkların verdiğini ve bunun günümüzdeki örneğinin dinler arası diyalog adı altında İslam’a, millete hizmet ettiğini düşünenler tarafından gerçekleştirildiğini, şimdi bu bir delil dinler arası diyalog…

Adem Özköse: Karşı çıkması değil mi dinler arası diyaloğa?

Avukat Serkan Türkdoğru: İşte bu bir delil olarak sanki devletin resmî ideolojisi ya da görüşüymüş gibi alınmış 2011 iddianamesinde ve bunun üzerine yorum yapılırken de…

Adem Özköse: Tam böyle FETÖ’cülerin, yani mahkemelere hâkim oldukları, yani dinler arası diyalog meselesinden kim rahatsız olur? Nasıl şeye girer, iddianameye girer yani?

Avukat Serkan Türkdoğru: Bugün girse nasıl girerdi?

Adem Özköse: Evet, bugün girse nasıl girerdi?

Avukat Serkan Türkdoğru: Çok farklı boyutuyla, şimdi bunlar alt alta konulduğunda esas bunun üzerine yapılan yorum biraz hukuk mantığımıza uymuyor. Şimdi diyor ki: “Kur’ân ve hadislere farklı anlamlar yükleyip örgüt üyelerinin, oluşturulan bu sakat bakış ve şuurla...” hani Kur’ân ve hadislere farklı anlamlar yüklediği söyleniyorsa bunu bir cumhuriyet savcısının yapmaması lazım. Çünkü karşılarında biz beğenelim/beğenmeyelim dinî konularda bilgili olduğu düşünülen bir kişi var, hatta Diyanetin yayımladığı, ama kabul etmediği söylenilen bir rapor var. Orada Halis BAYANCUK’un dinî bilgisiyle ilgili, temel kaynaklar hakkında bilgi sahibi, yani dinî kaynaklar hakkında bilgi sahibi olduğu söyleniyor. Şimdi eğer sağlıklı bir yargılama yapılacaksa, objektif bir bakış açısı olacaksa bir kere insanların dinî bakış açılarını sakat, kötü, yanlış diye tanımlamak olmamalı. İkincisi Kur’ân ve hadislere eğer farklı anlamlar yüklüyorsa, özünü ve manasını değiştiriyorsa bunun böyle olduğunu en azından komisyon ya da işte bilirkişi/ehli tarafından; biz, cumhuriyet savcısı, hâkim ya da avukat değil, biz bilmek zorunda değiliz, bu bir ayıp değil.

Adem Özköse: Bir fikre düşünceye fikirle cevap vermek lazım, düşünceyle cevap vermek lazım.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet, yani eksik/yanlış denilen hususlarla ilgili gerçekten öyle mi, önce onu koymak lazım. Yani bize şöyle de bir savunma hakkı verilmesi lazım; eğer bu çerçevede değerlendirilecekse, yani şu görüşlerin İslam’da yok, hadiste yok, Kur’ân’da yok diyorlarsa, önce Halis BAYANCUK bunları nereden aldığını belirtir, ondan sonra bu bilirkişiye gider. Bunlar var mı, yok mu, temelinden/anlamından saptırılmış mı, bir değerlendirme yapılır; biz de ona karşı savunma yaparız. Hani şimdi siz dinler arası diyaloğu koydunuz ve karşınızdaki kişinin dinî bakış açısı sakat dediğiniz zaman herkes birbirine desin, anlaşamayalım. Bugün zaten Türkiye’de hukuk adına geldiğimiz nokta bu olmamalı.

Adem Özköse: Evet. Bir de şey dikkatimi çekti Serkan Bey, Selefî olmakla suçlanıyor Halis BAYANCUK.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet.

Adem Özköse: Selefî olmak hukuka göre suç mu? Böyle bir tanım, şey var mı yani?

Avukat Serkan Türkdoğru: Şimdi zaten kendisini Selefî olarak da tanımlamıyor yani.

Adem Özköse: Ama dosyada bu şekilde suçlanıyor, Selefî olmakla suçlanıyor.

Avukat Serkan Türkdoğru: Evet, yani Selefî.

Adem Özköse: Cihadi.

Avukat Serkan Türkdoğru: Yani ben Selefîlikle ilgili açıkçası temel görüşleri, temel argümanları bilmiyorum; ama Halis BAYANCUK savunmalarında diyor ki: “Diyanetin ansiklopedisinde ‘Selefîlik’ başlığı altında açıklamalar var, açın; iyi bir şey miymiş, kötü bir şey miymiş bakın.” diyor. Yani sizin resmî olarak kabul ettiğiniz çerçevede değerlendirin, diyor; ama bunlar maalesef iddianamelere bu şekilde giriyor.

Adem Özköse: Peki, çok teşekkür ediyorum, dosyayı konuşmuş olduk.

Avukat Serkan Türkdoğru: Rica ederim.

Adem Özköse: Evet, Sınırsız’ın bu bölümünde Halis BAYANCUK dosyasını konuştuk. “IŞİD’in ve El-Kaide’nin Türkiye Sorumlusu” olduğu iddia edilen ismin davasını konuştuk. Şimdi fikirlerine katılırsınız veya katılmazsınız, benim bir sürü katılmadığım fikri vardır, başkasının da olabilir; ama bu dosya konuşulmalı, yani dosya gerçekten çok ilginç bir dosya. Fakat dosya üzerinde medya yoğun şekilde bir algı oluşturuyor. Dosyanın, yani eldeki nesnel verilerin konuşulması engelleniyor. Bu dosyanın tekrar tartışmaya açılması gerektiğini düşünüyorum ve hepinizi tekrar görüşene kadar Allah’a emanet ediyorum.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler